NOT DEFTERİM

tunahanın not defteri

MaksuT

5/9/2008


Maksut’un musannıfı İmam-ı Azam Ebû Hanife Hazretleridir. Hicrî 80’de Kûfe’de doğmuş ve Hicrî 150’de de Bağdat’ta vefat etmiştir.
Musannıf Hazretleri; Arabî ilimlerin, şer’i ilimleri öğrenmeye vesile olduğunu beyan eder. Ki Arabî ilimlerden bazıları şunlardır;
عَرَبِِى عِلِمْلَرْ صَرْفْ نَحِوْ مَنْطِقْ بَيَانْ لُغَتْ

Şer’i İlimlerden bazıları ise şunlardır;
شَرْعِى عِلِمْلَرْ تَفْسِرْ حَدِيثْ فِقِهْ كَلاَمْ

Maksut; Sülasî mücerredin ikinci babından İsm-i Mef’uldür. Tasrifi;
قََصَدَ يَقْصِدُ قَصْدًا فََهُوَ قَاصِدٌ وَذَاكَ مَقْصُدٌ Şeklindedir.
Maksut’un 2.bâbdan olduğuna delil olan Ayet-i Kerime;
وَاقْصِدْ فِي مَشْيِكَ
وَاغْضُضْ مِن صَوْتِكَ إِنَّ أَنكَرَ الْأَصْوَاتِ لَصَوْتُ الْحَمِيرِ (Lokman Sûresi–19) ayetidir.



Bu ayette ki, “اِقْصِدْ” emrinin dalaletiyle, “مَقْصُودْ” kelimesi 2. bâbdan gelmektedir.

Her kitabın başında söylenmesi vacip ve caiz olan 7 şey vardır.
Vacip olanlar;
1- Besmele
2- Hamdele
3- Salvele (Salâvat-ı Şerife)

Caiz olanlar;
1- İsm-i Kitap (Kitap ismi)
2- Fenni Kitap (Kitabın içeriği, sarf v.s.)
3- Tâdâlı Fusül (Fasıllar)
4- Tebyîni Garaz (Maksadını Beyan)

Musannıf Hazretleri Fiillerin taksimatını “Bina” kitabındakinden biraz farlılıkla (adet bakımından) 30 bâb olarak beyan eder. Şöyle ki;
http://img300.imageshack.us/img300/23/ademqb3.jpg

Şeklinde taksim eder.



FASILLAR

1.Fasıl:
Bu fasıl, mastardan çıkarılmalarına ihtiyaç şiddetlenen vecihler hakkındadır.

Mastardan çıkarılmalarına ihtiyaç şiddetlenen vecihler altı tane idi.
1- Mazi
2- Muzâri
3- Emir
4- Nehiy
5- İsm-i Fâil
6- İsm-i Mef’ul.

Fiil mimli veya mimsiz olmaktan hâlî (boş) değildir.
Eğer mimsiz olursa; Semâî diye adlandırılır. Semâî; Araplardan geldiği üzere muhafaza edilen kelime demektir. Semâî mastar, üzerine kıyas olunmaz. Bunlar kıyasa muhaliftirler. Sülâsî’nin gayrisinde ise kıyas vardır.

Eğer mimli olursa; bakılır, eğer Muzârinin aynel fiili meftuh veya mezmum ise, mastar mimi, ismi zaman, ismi mekân “مَفْعَلٌ” vezni üzere gelir. Ancak şâzlar (istisnalar) vardır. Bunlar aynel fiilinin kesresiyle gelirler;
الْمَطْلِع وَالْمَغْرِب وَالْمَسْجِد وَالْمَنْسِك وَالْمَشْرِق ...

Eğer Muzârinin aynel fiili meksur olursa, (Yani 2. ve 6. bablarda) mastar mîmi"مَفْعَلٌ" vezni üzere gelir. (Ancak المَرْجِع وَالمَصِر istisna. Bunlar aynel fiilinin kesresiyledir.) İsm-i Zaman ve İsm-i Mekan “مَفعِلٌ” vezni üzere gelir.

Nagıs Fiillerde; İsm-i Zaman, ism-i mekân, mastar “مَفْعَلٌ” vezni üzere gelir.
Misal Fiillerde; İsm-i Zaman, ism-i mekan, mastar bütün bablarda “مَفعِلٌ” vezni üzere gelir.
Lefif-i Makrun; Nagıs gibidir. “مَفْعَلٌ” vezni üzere gelir.
Lefif-i Mefruk; Misal fiil gibidir. “مَفعِلٌ” vezni üzere gelir.

Sülasi üzerine zâid olursa, mastar mimi, İsm-i zaman, İsm-i Mekân, İsm-i Mef’ul sülasinin gayrisinde ki, bütün baplarda, Muzârinin meçhul vezni üzerine gelir. Muzaraat harfi, mezmum bir mim ile değiştirilir.

1-) Fiil-i Mazi: Fiil malum veya meçhul olmaktan hâlî (boş) değildir. Eğer Mazi malum olursa, ister müzekker ister müennes olsun, ahirindeki harf müfret ve tesniyede feta üzerine mebnidir (kalıcıdır).
Cemi müzekker ğaiblerde mezmumdur. Geri kalanlarında sakindir.
Evvelinde Hemze-i Vasıl bulunan südasi ve humasi müstesna, mazinin ilk harfi bütün baplarda meftuhtur.

Hemze-i Vasıllar
Hemze-i vasıl başlangıçta sabittir, geçiş halinde düşer. Bunlar; هَمْزَةُ ابْنٍ , وَابْمِنْ, وَابْنَتٍ, وَامْرَءٍ, وَامْرَأَةٍ , وَاثْنَيْنِ , وَاثْنَتَيْنِ, وَاسْمٍ , وَاسْتٍ , وَايْمُنٍ dir.


• Humasi ve südasiden, mazi, mastar ve emrin hemzesi Hemze-i Vasıldır.
• Sülasiden Emri hazırın hemzesi Hemze-i Vasıldır.
• Lamı Tarife bitişen hemze, Hemze-i Vasıldır.
• Lam-ı Tarife bitişen hemze ve اَيْمُنٍ (eymünin)’in hemzesi meftuhtur. Hemze-i Vasıllar meksur olduğu halde bunlar istisnadır.

• 1. ve 5. bablardaki Emr-i Hazırın hemzesi aynel fiiline tabi olduğu için başlangıçta mezmumdur.

• Südasi ve humasinin mazisinin meçhulünün hemzesi, mezmumdur. (Hemze-i Vasıl olduğu halde)

Hemze-i Kat’ıllar (Düşmeyen Hemzeler)

1-) İf’al babının hemzesi.
2-) Mütekellimin Hemzesi.
3-) Ceminin Hemzesi.
4-) İstifhamın hemzesi.
5-) İsmi tafdılın hemzesi.
6-) “يَا" ile nida olunan, İsmi Celalin hemzesi. (ﻴﺎ ﷲ )
7-) Sıfat-ı Müşebbehe’nin hemzesi.
8--) Mazinin kendi hemzesi.
9-) Lam-ı Tarifin hemzesi.


2-) Fiil-i Muzari:
Tarifi; “Fe hüvellezi yekünü fî evvelihi harfun min Hurufi " اَتَيْنَ " (eteyne), bi şartın enyeküne zâlikel harfü zâiden alel mâzî”
Manası;Fiil-i Muzari; Mazi üzerine zaid olmak şartıyla evvelinde “اَتَيْنَ” harflerinden bir harf bulunandır.
1. Muzaraat harfi yani “اَتَيْنَ” (eteyna) harfleri bütün babların Malumunda meftuhtur. Ancak istisna olarak Rubailerde mezmumdur. Tüm rubailerde Muzaraat harfi mezmumdur. Misal: “يُدَجرِجُ” gibi.
2. Muzârinin lamel fiilinden önceki harf Rubai, Humasi ve Südasilerde meksurdur. Ancak “تَفَعَّلُ يَتَفَاعَلُ يَتَفَعْلَلُ” babları müstesna. Bunlarda meftuhtur.

Meçhulde ise;
1. Muzaraat harfi mezmumdur.
2. Malumunda sakin olan, meçhulünde de hâli üzere sakindir. (يَنْصُرُ يُنْصَرُ )
3. Geriye kalanlar ise meftuhtur.
4. Malum ve meçhulünde Fiil-i Muzâriyi “cezm edici” ve “nasb edici” bir harf bulunmadığı müddetçe, lamel fiili mezmumdur.

3-) Emir ve Nehiy:
Emir ve Nehiy, Muzârinin lafzı üzerinedir. Bunlar meczumdurlar.
Cezim alâmetleri;
1.Tesniye nunu’nun düşmesiyledir. ( Muzârisi: “يَنْصُرَانِ” iken Emr-i Gaib: “لِيَنْصُرَا” şeklindedir.
2. Cemi müzekker nu’nunun düşmesiyledir. ( Muzarisi: “يَنْصُرُونَ” iken, Emr-i Gaib: “لِيَنْصُرُوا” şeklindedir.
3. Müfret müennes muhataba nu’nunun düşmesiyledir.
4. Geriye kalanlarda, Sahih lâmel fiilinin sukûnu ve illetli lâmel fiilinin düşmesiyledir. Ama cemi müennes nun’u müstesna, çünkü bu cemi müennes nun’u cezim ve gayrisinde sabittir.
Emr-i Hazır: Emri hazır, muzarinin müfret müzekker muhatabından, Muzaraat harfinin düşmesiyledir. Muzaraat harfinin mâbâdi (sonra ki harf) sakin ise evveline hemze-i vasıl getirilir. Eğer harekeli ise ahiri sakin kılınır. Misalen;
Muzârinin müfret müzekker muhatabı= تَنْصُرُ , Emri Hazır= اُنْصُرْ
Muzârinin müfret müzekker muhatabı= تَعِدُ , Emri Hazır= عِدْ Şeklindedir.


4-) İsm-i Fail:
Mazinin aynel fiiline bakılır. Aynel Fiilinin harekesi:
Meftuh ise; “نَاصِرٌ” (nâsırun) vezni üzere gelir. (1, 2. ve 3.bablar)
Mezmum ise; “عَظِيمٌ” vezni üzere gelir. (5.Bab)
Meksur ise; Müteaddide “عَالِمٌ” vezni üzere, Lazımda ise “مَرِيضٌ” , “زَمِنٌ”, “اَحْمَرُ” ve “عَطْشَانَ” vezinlerinde gelir. (4 ve 6.bablar)

اَحْمَرُ اَحْمَرَانِ حُمْرٌ
حَمْرَاءَ حَمْرَاوَانِ حُمْرٌ


عَطْشَانَ عَطْشَانَانِ عِطََاشٌ
عَطْشَى عَطْشَايَانِ عِطَاشٌ


5-)İsm-i Mef'ul:
Sülasinin bütün bablarında "مَجْبُورٌ" ve "كَثِيرٌ" vezni üzere gelir.
Mübalağa lazım vezinleri; " جَهُولٌ , صِدِّيقٌ, كَذَّابٌ, غُفُلٌ, يَقُظٌ, مِدْرَارٌ, مِكْثِيرٌ, لُعَنَتٌ" Vezinlerinde gelir.
Not: "لُعَنَتٌ " kelimesinin aynel fiili sakin kılınarak, "لُعْنَتٌ" yapılırsa, İsm-i Mef'ul manasında olur.


2.FASIL:
(Musannıf hazretleri bu kısımda daha çok, “Bina” ve “Emsile” kitaplarında okunanları anlatmaktadır.)
Bu fasıl, Sahih fiillerin tasrifi (çekilişi) hakkındadır.
Fiili mazi, fiili muzari, malumda ve meçhulde 14 vecih üzeredir. Bunlardan üçü gaib, üçü gaibe, üçü muhatap, üçü de muhatabadır. İki tanesi ise Mütekellim içindir. Ancak Emir ve Nehiy’in malumlarında bu mütekellim için olan iki vecih gelmez.
İsmi Fail: 10 vecih üzere gelir. Cemi müzekker 4 lafız üzeredir. Cemi müennes ise 2 lafız üzeredir.
İsmi Mef’ul: 7 vecih üzere tasrif olunur. Cemi müzekker 2 lafızdır. Cemi müennes bir lafızdır.

Te’kit Nun’u (Nûnu Müşeddede): Emir ve Nehiy’in malumda ve meçhul de cemisi üzerinedir. Nun’u Muhaffefe’de böyledir ama Nun’u Muhaffefe, Tesniye ve cemi müennese dâhil olmaz.
Emri Gaib Nun’u Müşeddede;
لِيَنْصُرَنَّ لِيَنْصُرَانِّ لِيَنْصُرُنَّ
لِتَنْصُرَنَّ لِتَنْصُرَانِّ لِيَنْصُرْنَانِّ

Emr-i Gaib Nun’u Muhaffefe;
Müfret Müzekker: لِيَنْصُرَنْ
Müfret Müennes: لِيَنْصُرُنْ
Cemi Müzekker: لِتَنْصُرَنْ


Emri Hazır Nun’u Müşeddede;
اُنْصُرَنَّ اُنْصُرَانِّ اُنْصُرُنَّ
اُنْصُرِنَّ اُنْصُرَانِّ اُنْصُرْنَانِّ

Emri Hazır Nun’u Muhaffefe;
Müfret Müzekker muhataba: اُنْصُرَنْ
Cemi Müzekker muhataba: اُنْصُرُنْ
Müfret Müennes muhataba: اُنْصُرِنْ


•Sülasî Mezîdün Fîhi Rubâîlerde, Mütekellimlerde iki hemzenin cem etmemesi (bir arada gelmemesi) için, muzârinin hemzesi hazfolunur.

Bu fasılda bazı kaideler vardır. Bunlardan bir kaçını örnekleri ile verelim;
(اِدَّثَّرَ) nın iğlali;
(اِدَّثَّرَ) aslında (تَدَثَّرَ)idi. (ت)’nin mahreci, (د)’a yakın olduğundan (ت)’yi (د) ’a idğam ettik. İdğamdan bedel, Müdğamün fîh olan (د)’a bir şedde verdik. Sakinle başlamak mümkün olmadığından evveline bir hemze getirdik ve(اِدَّثَّرَ) oldu.

(اِثَّاقَلَ)’nin iğlali de bu şekilde yapılır.


3.FASIL:
Bu fasıl bir takım fâidelerin beyanı hakkındadır.

Lazım fiilin Müteaddî olması;
1-) Evveline hemze getirilmesi. (اَخْرَجْتُهُ)
2-) Sonuna Harf-i Cer getirilmesi. ( خَرَجْتُ بِهِ)
3-) Aynel fiilinin şeddelenmesi iledir. (خَرَّجْتُهُ)
4-) "تَفَعَّلَ" ve (تَفَعْلَلَ) bablarındaki (ت) ’nin hazfi ile dir.


Müteaddi fiilinin lazım olması ise;
1-) Tağdiyet sebeplerinin hazfiyle.
2-) (اِنْكَسَرَ) babına naklederek.
3-) (فََعْلَلَ) babının evveline (ت)’nin ziyadesiyle.

NOT: Lazım fiilden, Mef’ulü bih ve meçhul gelmez. Çünkü lazım fiil, Mef’ulü bihe muhtaç değildir. Müteaddî ise bunu hilâfınadır. Yani, Mef’ulü bihe muhtaçtır.

Burada Musannıf hazretleri bir takım kaidelerden bahsediyor idi.
1. Kaide: Eğer (اِفْتَعَلَ)’nin fail fiilinde “ıdbak harfleri”nden (ص ض ط ظ) biri olursa şu misallerde ki hükümler geçerlidir;
•(اِطَّرَدَ) aslında (اِطْتَرَدَ) idi. (اِطْتَرَدَ)’nin Aynel fiilinde ıdbak harflerinden (ط) bulunduğundan, (ت)’yi (ط)’ya çevirdik. İki harfide birbirine idğam ettik. İdğamdan bedel birde şedde verdik.
• (اِصْطَبَرَ) aslında (اِصْتَبَرَ) idi.
•(اِضْطََرَبَ) aslında
(اِضْتَرَبَ) idi.
• (اِطَّرَدَ) aslında (اِطْتَرَدَ) idi. Gibi…


2.Kaide: Eğer (اِفْتَعَلَ)’nin fail fiilinde (ز ذ د) harflerinden biri olursa, (ت) harfi, (د) harfine çevrilir. Misal;

• (اِدَّمَعَ) aslında (اِدْتَمَعَ) idi.
• (اِذَّكَرَ) aslında (اِذْتَكَرَ) idi.
• (اِذْدَجَرَ) aslında (اِذْتَجَرَ) idi.


3. Kaide: Eğer (اِفْتَعَلَ)’nin fail fiilinde (ث ى و) harflerinden biri olursa, bu harfler (ت)’ye kalb olunur. Sonra da ( اِفْتَعَلَ)’nin (ت)’sine idğam olunurlar. Misal;

• (اِتَّقَى), aslında (اِوْتَقََى) idi.
• (اِتَّسَرَ), aslında (اِيْتَسَرَ) idi.
• (اِتَّغَرَ), aslında (اِثْتَغَرَ) idi.

İsimlere ve fiillere ziyade kılınan harfler, 10 tanedir ve (اَلْيَوْمَ تَنْسَاهُ ) harfleridir.
Bir kelime üç üzerine zâid olup, kendisinde (اَلْيَوْمَ تَنْسَاهُ ) harflerinden biri varsa, bu harf zâiddir diye hükmolunur.
Eğer o kelimeden, o harf çıkarıldığında bir mana ihtiva etmiyorsa, o zaman, o harf zaid değildir diye hükmolunur. Misal; (وَسْوَسَ ) gibi.

Rubaî bablarının tamamı Müteaddî içindir. Ancak (دَرْبَحَ ) lazım içindir.
Humâsî bablarının hepsi lazım içindir. Ancak (اِفْتَعَلَ ) (تَفَعَّلَ ) ve (تَفَاعَلَ ) babları müstesna. Bunlar müşterektir.
Südâsî bablarının hepsi lazım içindir. Ancak (اِسْتَفْعَلَ ) babı müstesnadır. Çünkü (اِسْتَفْعَلَ ) babı, lazım ile Müteaddî arasında müşterektir. Ve bir istisnâi durum daha olarak, (اِفْعَنْلَى ) babından olan, (اِسْرَنْدَاهُ )=(galip geldi) ve (اِغْرَنْدَاهُ )=(kahretti) kelimeleri Müteaddî kelimelerdir.


Ef’ale’nin hemzesi yedi manaya gelir;
1-) Tağdiyet. Lazım fiili müteaddi yapmak demektir. Misal; ( اَكْرَمْتُهُ

Harfi Cerler

15/8/2008

حروف الجر أو  الاضافة

1: (الباء) ومعنى با الإلصاق تقول أمسكت الحبل بيدي أي ألصقتها به

2: (من) ومعنى من الابتداء تقول سرت من البصرة  أي ابتدأت السير من البصرة

3: (إلى) ومعنى إلى الانتهاء تقول خرجت من الكوفة إلى بغداد أي ابتدأت السير من الكوفة وانتهيت إلى بغداد

4: (عن) ومعنى عن البعد و المجاوزة  تقول رميت السهم عن القوس

5: (على) ومعنى على الاستعلاء تقول زيد على الفرس أي قد ركبه وعلاه

6: (اللام) ومعنى اللام  التعليل و التخصيص تقول ضربت للتأديب وتقول المال لزيد أي هو مالكه ومستحقه

7: ( في) ومعنى في الظرفية تقول زيد في الدار والمال في الكيس

8: (الكاف) ومعنى الكاف التشبيه تقول زيد كعمرو أي هو يشبهه

9: (حتى) ومعنى حتى الغاية تقول قام القوم حتى زيد ورأيت القوم حتى بكر ومررت بالقوم حتى جعفر

10:(رب) ومعنى رب التقليل تقول رب رجل لقيته أي ذلك قليل وضدها كم تقول كم عبد ملكت اىذلك كثير

11: (واو القسم) ومعنى واو القسم القسم تقول والله لآافعلن الكبائر

12: (تاء القسم) ومعنى تاء القسم أيضا القسم تقول تالله لافعلن الفرائض

13: (حاشى) ومعنى حاشى الاستثناء تقول هلك الناس حاشى العالم

14: (مذ) ومعنى مذ الابتداء فىالزمان الماضى تقول تبت من كل ذنب فعلته مذ يوم البلوغ

15: (منذ) ومعنى منذ أيضا الابتداء فىالزمان الماضى تقول تجب الصلات منذ يوم البلوغ

16: (خلا) ومعنى خلا أيضا الاستثناء تقول هلك العالمون خلا العامل بعلمه

17: (عدا) ومعنى عدا أيضا الاستثناء تقول هلك العاملون عدا المخلص

18: (لولا) ومعنى لولا امتناع الشيء لوجود غيره إذا دخل على الضمير تقول لولاك يا رحمة الله لهلك الناس

19: (كي) ومعنى كي التعليل  إذا دخل على ما الاستفهامية تقول كيمه عصيت

20: (لعل) ومعنى لعل الترجي في لغة عقيل تقول لعل الله تعالى يغفر ذنبي

حرف جرلرك متعلقلرى

حرف جر لردن هر بره رينه بر متعلق لازم در. انجق زائد اولانلر, رب,حاشا,خلا,عدا,لولا و لعل متعلق المازلار.

متعلق يا فعلدن اولر مثال: مررت بزيد و يا شبه فعلدن اولر مثال: زيد ضارب في الدار ويا معنى فعلدن اولر هيهات المذنب من الله تعالى كبى

حرف جرلرك مجرورلارى

 

زائد اولانلر و رب نك مجرورلارى بونلار داخل اولمادن اونجكى معموللوكلرى اوزه رينه باقيدر.

استثناء حرفلرينك مجرورلرى (حاشا, خلا, عدا) الاّ  ايله استثنا ايديلمش كبى محلا منصوبدرلر.

 لولا و لعل نك مجرورلارى مبتدا ما بعدلرى ايسه مبتدانك خبريدر.

بونلرك خارجنده كي حرف جرلرك مجرورلرى؛ أكر جار ؤنه اولورسه مفعول فيه اولارق

محلاًّ منصوبدر. مثال: ضربت زيدا فىالدار

أكر جار لام ويا لام معناسينه اولورسه مفعول له اولارق محلاًّ منصوبدر. مثال: ضربت زيدا للتأديب 

أكر جار فى ويا فى معناسي, لام ويا لام معناسينك خارجنده اولورسه مفعول به غير صريح اولارق محلاًّ منصوبدر. مثال: مررت بزيد كبى

 

 

 

KUDURİ

10/8/2008

KUDURİ

 

Giriş

 

Muhterem okuyucularım! Elinizde bulunan bu değerli kitap, bun dan dokuz jüz küsur sene evvel yazılmış çok mübarek bir eserair. Ha nefı Mezhebinde merci kitabı kabul edilerek muteber metinler arasım dahil edilmiştir.

Yazan merhum ve mağfurunleh Muhammed oğlu Ahmet Ebul Ha| san El-Kuduri El Bağdad'dır; Diğer bir rivayete, göre merhum pederleri] nin ismi Hamdan'dır,                                       

(Kudurî) kelimesi nisbetli bir kelimedir. Yani kudure mensup d mektir.

Kudur, ihtimal vardır ki, çömlek manasına gelen kıdrın cemi olsu: o takdirde tu sanata mensub demek oluyor ki, bu zat-ı muhteremm e dadında çömlekçilik yapanlar varmış ve bu nisbetie meşhur oımuşla Veya kudur, Bağdad köylerinden bir köyün ismidir. Bu yüce insan ve d ğerli âıim orada doğmuş, dünyaya gelmiş ve ü me^ân bu mekınie şeıe yab olmuştur.

Bu âlim insan (972 - 1037 Miladî — 362 - 428 Hicrî) tarihleri ar sınîla doğmuş ve yaşamıştır.

Altmış beş veya altmış altı sene gibi kısa bir zamanda çok eser âlem-i İslama ithaf etmiştir. Bunlardan en meşhuru Cihad isimli eseri olmakla beraber, şu anda elinizde bulunan Kuduri'sı de pek cihaddan geri kalmaz.

Cihad adlı eseri o.kadar mühimdir ki, Alman Müsteşriki «Rosen-müller» (1830 - 1767) (Şark lisanlarının hocasıdır) 1825 de Aimancaya tercüme etmiştir.

Elimizdeki El-kuduri'yi çok kişi Arapça olarak şerh etmişler, El-cevheret- neyyire, Elmeydanî gibi o şerhlerin bir kısmı elimizde mev­cuttur ve bu tercümemizi yaparken onlardan istifade ettik.

Bu mübarek kitap yalnız Arapça ile bırakılmamıştır, Belki zaman zaman başka dillere de tercüme edilmiştir.. Meselâ Sultan Abdülhamit zamanında Kars mutasarrıfı merhum Muhammed Emin Fehim bey ta­rafından Osmanlıcaya çevrilmiştir. Bu zat-ı muhterem çevirisine «Azi­ziye» ismini vermiştir. Ve bu kitabın başında Arapça bir mukaddimesi vardır. Orada; «Hanefî fakihî, Hemedanlı Cafer oğlu Muhammed oğlu Ahmed Ebûi-Hasan El-Kuduri'nin kısa metnini Erzurumlu Mütebehhir (deniz gibi alim) ve zamanın müdekkik âlimi Hocam faziletli «Mukdad Fehim» efendinin yanında okuduğum zamanlarda, Irak'ta Hanefî mez­hebinin reisliğine kadar yükselmiş, tercih âlimlerinden olan ve bütün

âlimlerce Kudurî'si dört meşhur metinden birisi addedilen bu zatın İd? tabını menfaati umumileşsin diye, Türkçeye tercüme etmeyi duşundum ve yaptım. Bu zamanda bu vazifeyi yapan pek nadir olduğu için kitabı1 ma ender bulunan manasına gelen «Aziziye» ismini verdim,» der.

Bu eserin tercümesine 1967 nin döidüncü ayında taşladım. İlk bas­kısını Salâh Bilici Kitabevi yaptı. Tashihli ikinci baskısını, binbir fakru - zaruret içinde kurmaya muvaffak olduğum ve halen haleflerim bulunan çocuklarımın adına büyük mahdumum Mehmet Arslan tara­fından idare edilen «Arslan Yayınları» yaptı. Allaha binlerce şü­kürler olsun. Ümid ederim ki, tercümemiz piyasada bulunan aynı k bin diğer tercümelerinden çek daha üstündür. Bu iddiamızın dcğrulı ğunu muhterem okuyucularımızın hakemliğine havale ediyoruz.

Muhterem dindaşlarım eğer tercümemde kusur görürseniz lûtfeı Allah rızası için gördüğünüz eksik ve yanlışları bir mektupla bana yazı nız ki, düzeltelim. Beni ikaz edeni, Allah hâb-i gafletten ikaz eylesin.

-Hepimize Allahtan hidayet talebiyle, başta Resulullaha, âline ve e; habma ve bilcümle müslümanlara Allah rızası için Elfatiha.

Mütercim Ali Arslan — Eski Tekirdağ Müftüsü:[1]

 

Fıkhi Tabirlerden Bazıları

 

Ef’al-i mükellefin: Mükellefin Yapacağı işler. Çok kısımlara ayrılır. Bazı kitaplar beşinibazı kitaplar da sekizini ve bazı kitaplar daha fazlasını sayar. Mesela Ömer Nasuhi Bey “Büyük İslam İlmihali” adlı eserinde on bir tanesini zikreder.

1- Farz

2- Vacip

3- Sünnet

4- Müstehap

5- Helal

6- Mübah

7- Mekruh

8- Haram

9- Sahih

10- Fasit

11- Batıl.

1- Farz. Hakkında hiçbir şüphe varid olmayan ve kesin delille lüzumlu olduğu sabit olan şer’i hükümdür. Namaz ve zekat gibi.

Farz dört kısma ayrılır:

a- Kat’i Farz: Kur’an’la veya Peygamberimizin sahih ve açık bir hadisi şerifiyle yapılması kesinlikle bildirilen vazifedir. Namaz, hac ve zekat gibi…

b- Zanni Farz: Kat’i delille yakın, bir zanni delille sabit olan hükümdür. Başın dörtte birini meshetmek gibi.

c- Farzı Ayın: Her mükellefe yapılması lazım gelen vazifedir. Otuz gün orucun ifası gibi.

d- Farzı Kifaye: Bir kısım mükelleflerin yapmasıyla diğerlerinden sakıt olan farzdır. Cenaze namazı kılma hafız ve alim yetiştirme gibi.

Kesin farzın inkarında küfür ve zanni farzın inkarında büyük günah vardır.

Vacip:Lazım oluşu, şüpheli veya kesin olmayan delille sabit olan hükme denir. Namazda fatiha suresini okumak, Bayram ve vitir namazları gibi.

Sünnet: Rasulullah’ın farz olmayarak yapmış olduğu şeydir. İki kısma ayrılır.

a- Sünnet-i Müekkede: Peygamberimizin pek az  terk ettiği sünnettir. Sabah, öğle ve akşam namazlarının sünnetleri gibi.

b- Sünnet-i Gayr-i Müekkede: Peygamberimizin ara sıra ibadet gayesiyle işlediği sünnettir. Yatsı ve ikindi namazlarından evvel kılınan sünnetler gibi.

Ayrıyeten Sünneti Hüda ve Sünnet-i Zevaid vardır. Cemaata devam etmek, ezan ve ikamet getirmek peygamberin yemesi, içmesi ve oturması gibi yapmak sünneti hüdadandır. Sakal bırakmak sünneti zevaiddendir.

Müekked sünnetin yapılmasında sevap ve terkinde itap (azarlama) vardır. Gayri müekked sünnetlerin yapılması çok iyidir. Terkinde hiçbir azap mevzubahis değildir. Yalnız arasıra (Rasulullah’a uymak için) yapılması gerekir.

Müstehap: Mendup ve gayr-i müekked sünnetin aynısıdır. Yani efendimizin bazan yapıp bazan terkettiği şeydir.

Helal: Şeriatın caiz gördüğü, yapılmasında ve kullanılmasında itap olmayan şeydir.

Mekruh: Sevilmeyen, yapılması doğru görülmeyip terkedilişi iyi görülen şeylerdir.

Kerahat: Tahrimiye, tenzihiye diye ikiye ayrılıp, birincisi harama yakın diğeri ise helale yakındır. Razı olunmayan fena görülen şeydir.

Haram: Biaynihi, biğayrihi diye ikiye ayrılır. Birincisi herkese, diğeri başkasına haram olandır. Kat’i delille yasak olan şeydir.

Sahih: Şart ve rükunlarına riayet edilen muameledir.

Caiz: Yasak olmayan şeylerdir.

Fasit: Nefsinde meşru iken, muteber olmayan yakınlığı ile bozulan şeydir.

Batıl: Rükun ve şartlarını toplamayan muameledir. [2]

 

Lügatçe:

 

[3]

 

Rahman Ve Rahiym Olan Allah’ın Adiyle Başlarım

 

Âlemlerin yaradanına hamdetmek yaraşır, güzel sonuç azaptan sa­kınanlarındır. Salât ve selâm Allah'ın elçisi Hz. lVluhammede ve izinde gidenlerin hepsine olsun. Âlim, Önder, en üstün kıymeti hâiz ve dünya­ya tapmayan, Hemedanlı Cafer'in torunu Muhammed'in oğlu Kuauri mahlasıyle meşhur bulunan Bağdatlı Ebul - Hasan Ahmed Hazretleri, (Allanın rahmeti O'nun üzerine olsun) dedi ki: [4]

 

Temizlik Bahsi:

 

Cenab-ı Allah (C.C.) «Ey iman nımyle şereflenenler. Namazı kıl­maya niyet ettiğiniz zaman yüzlerinizi, ellerinizi dirsekleriyle birlikte yıkayınız, başınızı mesh edip ayaklarınızı topuklarınızla beraber yıka-yunz» (Maide: 1) buyurdu. Öyle ise abdestin farzı üç (el, yüz ve ayak) azanın yıkanması ve başın (en az dörtte birinin) meshedilmesidir. Dir­sekler ve topuklar yıkanmaya dahildirler. Başın meshinde farz olan Na-siye (başın dörtte biri) kadardır. Çünkü Eshab-x Kiramdan Şu'be oğlu Hz. Mugîre (R.A.) rivayet buyuruyor ki: Resulü-Zişan (Â.S.J bir kavmin çöplüğüne gelip orada küçük taharetini ettikten sonra, abdest ala­rak Nasiyesini ve mestlerinin üzerini mesheyledi. (Bu hadisi şerif, başın dörtte birinin ve mestlerin üzerine meshetmenîn delilidir.) [5]

 

Abdestin Sünnetleri:[6]

 

1- Uykudan uyanıp abdest almaya başlarken ellerini, su çanağı­na sokmazdan önce, üç kere yıkamak.

2- Abdestin başlangıcında bes­meleyi yâni (Blsmillahil azim velhamdü lillahi alâ dinil İslâmı) oku­mak.

3- Misvak kullanmak.

4- Ağıza,

5- Buruna su vermek.

6- Kulakları meshetmek,

7- Sakal,

8- Parmak aralarını hilalla (Sıvaz­la) mak,

9- Her azanın üçer defa yıkanmasını tekrar etmektir. [7]

 

Abdestin Müstehabları:

 

1- Abdest almayı kasteden kimsenin taharete niyet etmesi,

2- Bütün başına mesh vermesi,

3- Abdesti tertip üzere alması,

4- Allah abdestin keyfiyetim belirten âyet-i celilesinde hangi azayı evvelâ zıkret-mişse ondan başlaması,

5- Sağ azalardan başlaması,

6- Boynuna, mesh vermesidir. [8]

 

Abdesti Bozan Şeyler:

 

1- İki yoldan (ön ve arkadan) çıkan her nesne.

2- Kan,

3- İrin.

4- Bedenden çıkıp temizlenmesi gereken mahallini (yerini) geçen sarı su,

5- Kusmuğu ağız dolusu olduğu zaman,

6- Yan üzerine,

7- Yahut bir kalçasına yasıanarak,

8- Veya sırtını bir şeye dayatarak uyumak­tır. Öyle ki; o dayadığı şey kaldırılırsa muhakkak düşecektir,

9- Ba­yılmak,

10- Deli olmak,

11- Rükûlü ve secdeli namazlarda yanında-kilerin işiteceği kadar gülmektir. [9]

 

Guslün Farzları:

 

1- Ağzına,

2- Burnuna, bol su vermek,

3- Bütün bedeni yıkamak­tır. [10]

 

Guslün Sünnetleri:

 

1- Gusül eden kimse için evvelâ ellerini ve avret mahallini yıka­mak,

2- Eğer bedeni üzerinde neca-set varsa gidermek,

3- Namaz abdes-ti aldığı gibi bir. abdest almak, ancak ayaklarını yıkamaz,

4- Suyu başına ve bedeninin diğer kısımlarına üçer defa dökmek,

5- Gusul ettiği yerden çıkarak ayaklarını yıkamak. Eğer su saç Örgülerinin altına (kök­lerine) erişirse, kadına örgülerinin çözülmesi lâzım gelmez ve vacip de değildir.. [11]

 

Guslü İcap Ettiren Şeyler:

 

1- Şehvetle ve dalgalı atmak üzere meninin erkek fe kadından gel-i

2- Meni akmaksızın erkek ve kadının sünnet yerlerinin birbirine girmesi,

3- Hayız ve doğum (kanı) dır.

Resulullah (A.S.): Cuma, iki bayram, (Hac) ihramı (ve Arafat da vakfe için) gusül yaptı.

Mezi[12] ve vedi'nin çıkışı ile gusül vacip olmaz. Ancak abdest al­mak lâzım gelir.

Yağmur, dere, çeşme (kaynak) kuyu ve deniş sulariyle abdest al­mak caizdir. Ağaçlar ve meyvelerden sıkılan su ile abdest almak caiz değildir. Şerbetler, sirke, gülsuyu, bakla, çorba suları ve asfar denilen (zaîercn) çiçeğinin suyu gibi, başka nesnenin bol karışmasından dola­yı tabiatından çıkmış su ile abdest almak caiz olmaz. Kendisine sel su­yu, çoğan otu, sabun ve zâferan Katumiş sular gibi bir temiz nesne karış­mış (üç) vasfından birisini (taö, renk, koku) bozmuş su ile abdest al­mak caizdir. Her durgun suya pislik düştüğü zaman onunla —ister az isterse bol olsun— abdest almak caiz değildir.

Zira Efendimiz. (AfS,Lnecasetten suyu muhafaza etmeyi emrederek, demiştir kî: «Sizden birisi durgun suya bevl etmesin ve cünüplük için gusül de etmesin», yine buyurdu. «Biliniz uyapdığı zaman ellerini üç defa yıkamadan çanağa daldırmasın. Çünki ellerinin nerede gecele­diğini (nerelere değdiğini) bilmez.» Akan suya necaset düştüğü anda neca-setin eseri görülmedikçe, o su ile abdest aımak caizdir. Çünkü o ne­caset suyun akmasıyla gider. Bir tarafı diğer tarafın sallanmasiyle sal­lanmayan, gölün" iki tarafından bir tarafına necaset düşerse diğer ta­raftan abdest almak caizdir. Çünkü zahiren abdest aldığı tarafa necaset erişmemiş sayılır. Akan kanı olmayan hayvanların suda ölmesi suyu ne-cis yapamaz. Sivrisinek karasinek, ve akrepler gibi. Balık, kurbağa ve yengeç gibi, suda yaşayan hayvanın ölümü suyu fasit (necis) kılmaz. Bir defa kullanılmış suyun (ikinci) defa hadesîeri (abdestsizlik ve cünüp* lüklcri) gidermek de kullanılması caiz değildir.[13]

Kullanılmış su: Kendisiyle (büyük veya küçük) abdest alınmış ve1--ya ibadet veçhi üzere bedende kullanılmış olan suya denir.

İnsan ve domuz derilerinden başka tabağ edilen her (hayvanın) de­risi tahir (temiz) dîr. O deriyle namaz kılmak ve o deriden yapılmış, kaplardan abdest almak, caizdir. Murdar olmuş hayvanın tüyü, kemiği siniri ve boynuzu temizdir. [14]

 

Kuyular Bahsi

 

Kuyuya necaset düştüğünde, suyu çekilir (boşaltılır), içinde bulu­nan suyun boşaltılması o kuyunun temizlenmesidir.Kuyuda,,   sıçan, serçe, raund, sığırcık veya keler ölürse, o kuyudan yirmi ile otuz kova arasında su çekilir. Kovanın büyüklük ve küçüklüğü hesap., edilir.[15]

Eğer kuyuda güvercin yahut tavuk veyahut ta kedi ölse kuyudan, kırktan altmış kovaya kadar su çıkarılır.[16]

Eğer kuyuda, köpek veya koyun veya bir insan ölse kuyuda bulu­nan bütün su boşaltılır.

Eğer kuyuda 'hayvan ölüsü şişerse yanut parçalanıp dağılırsajku--yttda-bulunan bütün su çıkarılır. Hayvanın küçük ve büyüğü bu hü­kümde eşittir.                  

Kovaların adedi, şehirlerde kuyular için kullanılan normal kova ile itibar olunur (yani kuyudan herhangi bir hayvanın ölmesiyle çıka­rılması lâzım gelen suyun kovası en fazla kullanılan kova olacaktır).' Eğer kuyudan büyük kovanın azıyle normal kovanın ihata ettiği kadar su çıkarılırsa, onunla hesap olunur. (Ve kifayet edici miktarla iktifa edilir. İlle orta derecede de olan kova ile su çekmek şart değildir. Zira gaye; o kadar suyun çıkarılmasıdır.) Eğer kuyu alttan kaynayan kuyu. ve bütün suyunun çekilmesi mümkün değilse, (halbuki bütün suyun çıkarılması da vacip olmuştur) kuyuda bulunan suyun miktari tahmin edilerek o tahmin edilen su kadar su çekilecektir. Hasan oğlu Muham-med (R.A.) den rivayet olunmuş, demiştir ki: «Alttan durmadan kay­nayan kuyudan iki yüz ile üç yüz kova arasında şu çekilecektir.» (iki yüzün çıkarılması vacip üç yüze kadar götürmek ise daha ihtiyatlı olur.) Kuyuda fare veya başka bir hayvan ölüsü görünüp hangi zaman kuyuya düştüğünü bilmezlerse düşen hayvanda da şişmek ve dağıl­mak yok ise, (kuyudan abâest alanlar ve yıkananlar) bir gün ve bir ge­cenin namazını iade ederler. O, kuyunun suyu ile yıkanmış her şey ye­niden yıkanır.

Eğer kuyuya düşen hayvan şişmiş veya dağılmış îse İmam-ı Azara hazretlerine göre, üç gün, üç gecenin namazını iade ederler. îmam-ı Muhammed ve İmam-ı Ebu-Yusuf buyurdular ki; «Hayva­na n" 7nman düştüğünü tesbit edinceye kadar kendilerine hiç bir şeyin İadesi lâzım gelmez.»

İZHAR...

24/7/2008

İZHAR

 

İzhar if’al babından mastardır. Açıklamak manasına gelir.İlm-i nahivden bahseden bir kitaptır.İlm-i Nahiv: Mureblik ve mebnilik cihetinden arabi kelimelerin halleri kendisiyle bilinen ilimdir.İlm-i Nahvin Mevzuu: Kelamda vaki olan (geçen) arabi kelimelerdir. İlm-i Nahvin Gayesi: Mureblik ve mebnilikte hata yapmaktan kaçınmaktır. İğrab; bir kelimenin fail, mef’ul vs. olduğunu anlamaya yarayan alametlerdir. Bu alametler kendisinde bulunan kelimeye Mureb denilir. Bazı kelimeler de vardır ki, onlar bu alametleri almaya müsait değildirler. Böyle olan kelimelere de Mebni denir. İzhar; her muribin (arabi ibareleri yanlışsız okumayı ve telaffuzda hata yapmamayı isteyen herkesin) mutlaka bilmesi gereken şeyler hakkında bir risaledir. İzhar üç babtır; amil, mağmul ve amel (iğrab). Birinci bab amil hakkındadır.

Kelime: müfret bir manaya vazolunan lafızdır. Ve üç kısımdır; fiil, isim, harf.

?   Fiil, üç zamandan birisine (mazi, hal, istikbal) vaz’an hey’etiyle delalet eden kelimedir. Fiilin hassaları (hususiyetleri): Gad, sin, sevfe, in, lem, lemma, emir lamı, nehi lası’nın dahil olmasıdır. (Hassa: bir şeyde bulunup, onun dışında hiçbir şeyde bulunmayan özellikler demektir.) Bütün fiiller amildir. (Amil-i Kıyasidendir. Sh. 129)

?    İsim: Üç zamandan birine yakın olmaksızın anlaşılmakta müstakil (başlı başına) bir manaya delalet eden kelimelerdir. İsmin hassaları, tenvin, lam-ı tarif ve harf-i cerin dahil olmasıdır. Ayrıca müpteda, fail ve muzaf olmak ta ismin hassalarındandır. İsimlerden amil olanlar vardır (ism-i fail gibi), amil olmayanlar vardır (ene, ente, ellezi) gibi.

?    Harf: Kendi nefsinde müstakil bir mana üzerine delalet etmeyip belki başkasının anlaşılmasına alet olandır.  Bazı harfler amildir (harf-i cerler gibi),  bazıları da amil değildir  (hel ve gad gibi).

  Amil: Kelimenin ahirinin, iğrabın hususi vecihlerinden olan bir vecih üzerine olmasını bir vasıta ile icabettiren şeye denir. Vasıta ile murad, muktezi iğrabtır (iğrabı icabettiren sebep). Muktezi iğrab isimler üzerine bir takım manaların gelmesidir ki bu manalar da; failiyyet, mef’uliyyet ve izafettir. Kısaca isimlerdeki muktezi iğrab, failiyyet, mef’uliyyet ve izafettir.

Fiillerdeki muktezi iğrab, fiil-i müzariin ism-i faile tam müşabehetidir (benzemesidir). Bu benzerlik üç türlüdür. Lafzan, manen ve istiğmalen.

?   Lafzan benzemesi: Harekelerde ve sükunlarda fiil-i müzariin ism-i faile vezin itibarıyla benzemesinden dolayıdır.

?    Manen benzemesi: İki türlüdür: 1) Fiil-i müzari ve ism-i failden her birerlerinin umumilik ve hususiliği kabul etmelerinde fiil-i müzari ism-i faile benzer. Çünki ism-i fail lam-ı tariften soyulduğu zaman umumilik, lam-ı tarif dahil olduğunda da hususilik ifade eder. Fiil-i müzari de hal ve istikbal harflerinden soyulduğunda umumilik, bu harfler dahil olduğunda ise hususilik ifade eder. 2) İsm-i fail lam-ı tariften, fiil-i müzari de hal ve istikbal harflerinden soyulduğu zaman akla ilk gelen zaman-ı haldir.

?    İstimalen (kullanılışı itibarıyla) benzemesi: 1) Fiil-i müzari ve ism-i failden her birerlerinin nekre kelimelere sıfat olmaları ve de 2) bunlar üzerine iptida (te’kit) lamının dahil olması hususunda fiil-i müzari ism-i faile benzer.

     Amil iki kısımdır; Lafzi ve manevi. Lafzi de iki kısımdır; Semai ve kıyasi. Semai de iki kısımdır; İsimde amil ve fiil-i müzaride amil. İsimde amil de iki kısımdır; Bir isimde amil ve iki isimde amil. Bir isimde amil olanlar harf-i cerlerdir. Bu harflere harf-i cer denilmiştir. Çünki bunlar önüne aldıkları ismi cer ederler. Ayrıca huruf-u izafet denilir. Çünki müteallaklarının manasını mecruruna bitiştirirler. Her harf-i cere bir müteallak lazımdır. Müteallak fiil, şibih ve manayı fiilden olur. Ancak zaid olanlar (be, min, lam, kaf) zaid olarak kullanıldıkları takdirde müteallak almazlar.(Rubbe, haşa, hala, ada, levla, lealle) ise hiçbir şeyi müteallak olarak almazlar.

 

Zaid olanların, rubbenin, istisna harflerinin (haşa, hala, ada), levla ve leallenin dışındakilerin mecruru:

?   Eğer harf-i cer fi veya fi manasında olursa mecrur, mef’ul-ü fih olmakla mahallen mensuptur.

?   Eğer harf-i cer lam veya lam manasında olursa mecrur, mef’ul-ü leh olmakla mahallen mensuptur.

?   Eğer harf-i cer lam veya lam manasına, fi veya fi manasına olmazsa mecrur, mef’ul-ü bih gayr-i sarih olmakla mahallen mensuptur.

  

 

Zarf-ı Müstekar: Müteallak bazı kere hazfolunur. Hazfolunan müteallak umumi fiillerden olur, manası da car ve mecrurda mevcut olursa, o harf-i cerle mecruruna denir. Zarf-ı Lağv: Müteallak hiç hazfolunmazsa veya hazfolunur da manası car ve mecrurda mevcut olan umumi fiilerden olmazsa, o harf-i cerle mecruruna denir. 

Harf-i Cerrin Hazfi

Harfi cerrin hazfi iki kısımdır; Kıyasi ve semai. Kıyasi üç yerdedir. Mef’ul-ü fih’ten (fi)’ nin hazfi, mef’ul-ü leh’ten lamın hazfi, en ve enneden harfi cerrin hazfi.

?   Mef’ul-ü fih’ten fi zarf-ı zamanların tamamında hazfolunur. İster zarfı zamanı müphem olsun (an,vakit,zaman,süre) gibi, isterse zarfı zamanı mahdut olsun (gün,hafta,ay,sene) gibi. Zarf-ı mekanı müphemde cihat-ı sitteden (altı yön), (ınde,leda,vest,beyne,izae,hizae,tilkae)’den, ölçü birimi olarak kullanılan bir takım kelimelerden (fersah, mil, berid) gibi. Eğer ism-i mekan ve amili her ikisi de istikrar manasına olursa o ism-i mekandan da fi hazfolunur. Zarf-ı mekanı mahdutta ise üç kelimeden  (dehale,nezele, sekene) sonra hazfolunur.

 

?   Mef’ul-ü leh’ten lamın hazfi için üç şart vardır. 1) Mef’ul-ü leh muallel fiilin (sebebi sorulan fiil) faili için bir iş olacak, 2) Mef’ul-ü leh ile muallel fiilin failleri bir olacak, 3) Mef’ul-ü leh ile muallel fiil meydana gelmekte birbirlerine yakın olacak. Bu şartlar bulunursa (lam) hazfolunur.

 

?   En ve enne de harf-i cerrin kendisinde kıyasen hazfolunduğu yerlerdendir.

   

Bu üç yerin dışında bir yerde harf-i cer hazfolunursa oralarda semaan hazfolunur.

    

Hazf-i isal kaidesi: En ve enneden ve semaan harf-i ceri hazfettikten sonra müteallak                  mecrura  bitiştirilir ve mecrurdaki mahalli iğrab açığa çıkar. (Bu mahalli iğrab ya failiyyet üzerine rafi veya mef’uliyyet üzerine nasbtır.) Bu kaideye hazf-i isal kaidesi denir.

  

İsmini nasp, haberini raf edenler sekiz tanedir. Bunların ilk altı tanesine                                           huruf-u müşebbehe bil-fiil   (fiile benzeyen harfler) denir. Bu harfler fiile üç sebeple benzerler.

?   Üç veya daha fazla harfli olduklarından

?   Ahirleri fetha olduğundan

?   Kendilerinde fiil manası mevcut olduğundan  

     

Elif-Nun maddesinin kesre okunduğu yerler:?   İbtida (başlangıç) mevkiinde

?   Kasemin cevabında

?   Sıle mevkiinde

?   Muayyen ismin haberinde

?   Haberine ibtida lamı dahil olan cümlelerden sonra

?   Zandan ari (soyulmuş) kavil maddesinden sonra

?   Hatta-i ibtidaiyeden sonra

?   Tasdik harflerinden sonra

?   İftitah harflerinden sonra

?   Vav-ı haliyeden sonra elif-nun maddesi kesre okunur.

                                 

                                              Elif-Nun maddesinin fetha okunduğu yerler:

?   Fail mevkiinde

?   Mef’ul mevkiinde

?   Müpteda mevkiinde

?   Muzafün ileyh mevkiinde

?   Lev’den sonra

?   Levla’dan sonra

?   Ma-i mastariyye-i tevkıtiyyeden sonra

?   Harf-i cerlerden sonra

?   Hatta-i atıfadan sonra

?   Müz ve münzü’den sonra elif-nun maddesi fetha okunur.

 

                                    

 

İkisinin de (kesre-fetha) caiz olduğu yerler:?   Fa-i ceza’dan sonra

?   İza-i müfacee’den sonra hem kesre, hem de fetha okumak caizdir.

 

Cins-i nefi için olan La’nın amel etmesinin şartları:?   La’nın isminin nekre olması

?   Muzaf veya şibih muzaf olması

?   La ile ismi arasının faslolunmaması (ayrılmaması)

 

Ma ve La Leyse’ye iki yönden benzerler:?   Nefi (olumsuzluk) manasına oldukları için

?   Mübteda haber üzerine dahil oldukları için

 

Leyse’ye müşabih olan Ma ve La’nın amel etmesinin şartları:

?   İsimleri ile kendileri arası (in ve haberleri dahil) hiçbir şeyle faslolunmayacak

?   Menfilikleri (illa) ile bozulmayacak

?   La’nın bir şartı daha vardır, isminin nekre olması

 

Fiil-i müzarii nasbedenler dört tanedir:

En, Len Key, İzen. (Gizli en ile de fiil-i müzari nasp olabilir.)

 

Fiil-i müzarii cezmedenler onbeş tanedir:

Lem, lemma, emir lamı, nehi lası, in, mehma, ma, men, eyne, meta, enna, eyyü, haysüma, izma, izama (Gizli in ile de fiil-i müzari cezmolabilir.)

 

Amil-i Kıyasi

Mevzuu hudutsuz kaide-i külliyyeyi amelinde zikretmek mümkün olan amile denir.

Amil-i kıyasi dokuz tanedir. (Mutlak fiil, İsm-i fail, İsm-i mef’ul, Sıfat-ı müşebbehe, İsm-i tefdıl, Mastar, İsm-i muzaf, İsm-i mübhemüt-tam, Manayı fiil)

 

Amil-i Kıyasinin Birincisi Mutlak Fiildir

Fiiller iki kısımdır, lazım fiiller ve müteaddi fiiller.

Lazım Fiil: Fiil, kendisi üzerine vaki olan şey (yani mef’ul-ü bih) olmaksızın anlaşılması tamam olan fiillerdir. Medih ve zem fiilleri lazım fiillerdendir.

 

Ef’al-i medih ve zemmin amel etmesinin şartları:?   Faillerinin lam-ı tarifli olması

?   Veya lam-ı tarifli kelimeye muzaf olması

?   Veya nekre ile temyizlenmiş zamir olmasıdır.

 

Müteaddi Fiil

Fiil, kendisi üzerine vaki olan şey (yani mef’ul-ü bih) olmaksızın anlaşılması tamam olmayan fiillerdir.

Bir, iki ve üç mef’ule müteaddi olmak üzere üç kısımdır.

?   Bir mef’ule müteaddi olanlar

?   İki mef’ule müteaddi olanlar (bunlar da üç kısımdır) 

?   Birinci mef’ulü ikinci mef’ulüne zıt olanlar

?   Ef’al-i Kulub (kalbi fiiller)

?   Ef’al-i Mülhaka (Ef’al-i kuluba mülhak olanlar)

?   Üç mef’ule müteaddi olanlar (Ağleme, Era vs.)

 

 

 

 

 

Ef’al-i Kulubun Hassaları?   Her iki mef’ulünü veya ikiden birini karine olmaksızın hazfetmek caiz değildir.

?   Karine ile beraber ikisinin beraberhazfi çoktur. İkiden birinin hazfi azdır.

?   Ef’al-i kulub her iki mef’ul-ü arasını ortaladığında ve her ikisinden de sonra geldiğinde amel etmesi de, amelden bozulması da caizdir.

?   Ef’al-i kulubun fail ve mef’ulünün bir manada muttasıl iki zamir olması caizdir.

?   Tağlik vaki olması da caizdir.

 

 

Tağlik

Manen değil de (manada bir değişiklik olmaksızın) lafzan vücup bir yol üzere fiilin amelden bozulmasına denir. Tağlik beş şeyden biriyle olur. İstifham, nefi, İbtida lamı, kasem lamı, haberine ibtida lamı dahil olduğu zaman inne-i meksure.

 

Tam Fiil-Nakıs Fiil

Eğer fiil kelam cihetinden merfuu ile tamam olup haberi mensubesine ihtiyacı olmazsa bu fiillere

 tam fiil denir. Eğer merfuu ile tamam olmayıp, haber-i mensubesine muhtaç olursa, bu fiillere de

nakıs fiiller denir. Tam fiillerin merfuuna fail, mensubuna mef’ul, nakıs fiillerin merfuuna isim, mensubuna da haber denir.

 

Nakıs fiiller iki kısımdır

?   Mukarebet (yakınlık) manası üzerine delalet etmeyenler

?   Mukarebet manası üzerine delalet edenler

 

İsm-i Fail ve İsm-i Mef’ulün Amel Etmesinin Şartları

Eğer lam-ı tarifli ise musağğar (ism-i tesğir) ve mevsuf (sıfatı olan bir kelime) olmamalıdır.

Eğer lam-ı tarifsiz olursa bu iki şartla beraber beş şeyden birine itimat etmelidir.

Müpteda, mevsuf, zilhal, istifham ve nefi

Mef’ul-ü bihi nasbedebilmek için hale veya istikbale delalet etmelidir.

 

Sıfat-ı Müşebbehe’nin Amel Etmesinin Şartları

İsm-i fail ve ism-i mef’uldeki şartlar burada da geçerlidir. Ancak Mef’ulü bihi nasbedebilmek için hale veya istikbale delalet etme mecburiyeti yoktur.

 

İsm-i Tefdılin Amel Etmesinin Şartları

İsm-i tefdıl mef’ul-ü bihte amel etmez, bu şartlar failde amel etmesinin şartlarıdır.

?   İsm-i tefdıl lafzan ma kablinden sıfat olacak

?   Manen ma cera aleyhin müteallikı için sıfat olacak

?   Kendi nefsine itibarla müfaddal olacak

?   Başkasına itibarla müfaddalün aleyh olacak

?   Kelam menfi olacak

 

Mastarın Amel Etmesinin Şartları?    Musağğar ve mevsuf olmayacak

?    Hale yakın olmayacak

?    Lam-ı tarifle marife olmayacak

?    Fiilli veya fiilsiz adet, nevi, te’kit olmayacak

 

İsm-i Muzafın (bir kelimenin muzaf olmasının) Şartları?   Muzafın tenvin veya tenvin naibinden soyulmuş isim olması

?   Muzafın, muzafün ileyhe umumilik ve hususilikte müsavi olmaması

?   Muzafın, muzafün ileyhten daha hususi olmaması

 

 

 

İzafet-i Maneviye

Eğer muzafün ileyh, mamulüne muzaf olan sıfat-ı sarfiyenin (ism-i fail, ism-i mef’ul,                          sıfat-ı müşebbehe) gayrısı olursa bu izafete izafet-i maneviyye denir. İzafet-i maneviyenin şartı muzafın lam-ı tariften soyulmasıdır. Eğer muzafün ileyh marife ise izafet marifelik, nekre ise hususilik ifade eder.

?   Eğer muzafün ileyh muzafa ve onun dışındaki şeylere de şamil olan ism-i cins olursa izafet bimağna mindir.

?   Eğer muzafün ileyh  muzafa ve onun dışındaki şeylere de şamil olan ism-i cins olmazsa izafet bimağnel-lam’dır.

 

İzafet-i Lafziyye

Eğer muzafün ileyh, mamülüne muzaf olan sıfat-ı sarfiye olursa bu izafete izafet-i lafziyye denir.     İzafet-i lafziyye sadece lafızda hafiflik ifade eder.

 

İsm-i Mübhem’üt-Tam

Nekre bir ismi temyiziyet üzerine nasp eden amildir.

 İsm-i mübhem’üt-tam beş şeyden biriyle tam kapalı olur.

?   Binefsihi (kapalılık kendi nefsindedir.)

?   Zamir-i müphemde olur.

?   Esma-i işarette olur.

?   Tenvin ile tam kapalı olur.

?   Tenvin lafzan olur.

?   Tenvin takdiren olur.

?   Tesniye nunu ile tam kapalı olur.

?   Şibih cemi nunuyla tam kapalı olur.

?   İzafetle tam kapalı olur.

 

Manayı Fiil

Kendisinden fiil manası anlaşılan bütün lafızlardır. Manayı fiiller:

?   Esma-i Ef’al (kendisinden fiil manası anlaşılan isimler)

?   Zarf-ı müstekar

?   İsm-i mensüb

?   İsm-i müstear

?   Kendisinden sıfat manası anlaşılan bütün isimler

?   Esma-i işaret

?   Leyte ve lealle

?   Nida harfleri

?   Teşbih harfleri

?   Tenbih harfleri ve

?   Nefi harfleridir.

 

Amil-i Manevi

Kendisinde lisan için bir hisse (yer) olmayıp ancak kalp ile bilinen manadır.

 

Amil-i Manevi İki Tanedir.

?   Müpteda ve haberi rafeden amil-i manevi

?   Nevasıp ve cevazımdan hali olan Fiil-i müzarii rafeden amil-i manevidir.

 

Buraya kadar zikredilen amillerin tamamı altmış tanedir.

 

 

 

İzharın üç babından ikincisi mamul hakkındadır.

Elfaz-ı mevzua (bir manası olan lafızlar) terkipte vaki olmadığı zaman amil olmadığı gibi mamul de olmazlar. Terkipte vaki olduğunda ise üç kısımdır.

 

1.)   Asla mağmül olmayanlar.Bunlar iki tanedir.Birincisi harf, ikincisi de Basra ulemasına göre emir        biğayrillamdır.

2.)   Daima mağmül olanlar. Bunlar da iki tanedir. Birincisi isim, ikincisi de  fiil-i müzaridir.

3.)   Aslında mağmul olmayıp, ikinci kısım yerinde kullanılmakla mağmul olanlardır. Bunlar iki tanedir. Birincisi fiil-i mazidir. (Fiil-i mazi en-i mastariyeden sonra vaki olursa mahallen mensuptur, Şart-ı cazımdan sonra şart veya ceza olarak vaki olursa da mahallen meczümdür diye hükmolunur.) İkincisi de cümledir. Cümle iki kısımdır. Cümle-i fiiliyye ve cümle-i ismiyye.

 

Cümle-i Fiiliyye

Lafzan veya mağnen olan fiil ile failinden terekküp eden cümlelere denir.

 

Cümle-i İsmiyye

Müpteda ile haberden veya amil olan harfin ismiyle haberinden terekküp eden cümledir.

 

İğraptan mahalli olan ve olmayan cümleler:

Cümleler iki kısımdır,Te’vil-i müfred hükmünde olanlar ve olmayanlar. Te’vil-i müfred hükmünde olanlar için her yerde iğrabdan mahal vardır ( ve bunlar da iki kısımdır; Lafzı murad olunan cümle ile mastar manası murad olunan cümledir.) Te’vil-i müfret hükmünde olmayanlar ise beş yerin dışında mağmül olmazlar. (Bu beş yer; haber mevkiinde, mef’ul mevkiinde, fa-i ceza veya iza-i müfacee’den sonra şart-ı cazıma cevap vaki olan yerde, hal vaki olan yerde ve tabi vaki olan yerde)

 

Mağmul iki kısımdır;    

Mağmul-ü bil’asale ve mağmul-ü bit-tebeıyye;

 

Mağmul-ü bil’asale dörttür;

Merfu, mensup, mecrur, meczüm; Mağmul-ü merfu dokuzdur: Fail, naib-i fail, müpteda, haber, kane babının ismi, inne babının haberi, cins-i nefi için olan la’nın haberi, leyse’ye müşabih olan ma ve       la’nın ismi, nevasıp ve cevazımdan hali olan fiil-i müzari

 

Zamir-i bariz-i muttasıllar:

Fiillerin tesniyelerinde elif, cemi müzekkerlerinde vav, cemi müenneslerinde nun, fiil-i mazinin müfret müzekker muhatap, müfret müennes muhataba ve nefs-i mütekellim vahdesinde ta, yine fiil-i mazinin nefs-i mütekellim mea’lğayrında na, fiil-i müzari müfret müennes muhatabada ya’dır.

 

Müennes; Lafzan veya takdiren kendisinde müennes alameti bulunan kelimelere denir. Müennes alametleri; üzerine he diye durulan ta, elif-i maksûre ve elif-i memdûdedir.

 

Müennes-i Hakiki

Hayat sahiplerinden karşısında erkeği bulunan müenneslere denir.

Cemi Mükesser

Müfredinin siğası cemisinde değişen kelimelere denir.

Cemi Müzekker Salim

İzafetin gayrisinde müfredinin ahirine meftuh bir nun ile, ma kabli mezmum vav veya                           ma kabli meksür ya bitişen kelimelerdir.

Cemi Müennes

Müfredinin ahirine elif ve ta bitişen kelimelerdir.

Tesniye

 

 

İzafet halinin gayrisinde müfredinin ahirine meksür bir nun ile ma kabli meftuh elif veya                       ya bitişen kelimelerdir.

 

 

 

Birinci Kısım Müpteda

Lafzi amillerden soyulan, müsnedün ileyh olan, isim veya isim te’vilinde olan kelimelerdir.

İkinci Kısım Müpteda

İsm-i zahiri rafedici olduğu halde harf-i nefi veya elif-i istifhamdan sonra vaki olan sıfattır.

Haber

Fiil veya mağnayı fiilin gayrisi olduğu halde müsnedü bih olan ve

 lafzi amillerden soyulan kelimelerdir.

 

Mağmul-ü Mensup Onüç’tür:

Mef’ul-ü mutlak, bih, fiih, leh, meah, hal, temyiz, müstesna, kane babının haberi, inne babının ismi,   cinsi nefi için olan la’nın ismi, leyseye müşabih olam ma ve la’nın haberi, nevasıptan birisi kendisine dahil olan fiil-i müzaridir.

Hal

Lafzan veya mağnen olan fail ile mef’ul-ü bihin hey’etini beyan eden kelimelerdir.

Temyiz

Cümledeki veya şibih cümledeki mukadder zattan veya mezkür zattan kararlaşan iphamiyeti         kaldıran kelimelerdir.

Müstesna

İki kısımdır; muttasıl ve munkatı. Müstesna-i muttasıl; İlla veya illanın kardeşlerinden birisiyle adetlenicinin adedinden çıkarılan kelimelerdir. Müstesna-i munkatı; illa veya kardeşlerinden birinden sonra zikrolunup, adetlenicinin adedinden çıkarılmayandır.

Müstesnanın İğrabı?   Müstesnanın, tam mûcep (müspet) kelamda sıfatın gayri olan illa’dan sonra, müstesna müstesna-i minh üzerine tekaddüm ederse, müstesna müstesna-i munkatî olursa, çoğu kere adâ, halâ, bazı kere de ma adâ ve ma halâ, leyse ve lâ yekûnü’den sonra nasp okunması vaciptir. 

?   Müstesna-i minh mezkür, kelam gayr-i mucep olursa nasp caizdir fakat bedel tercih olunur.

?   Müstesna-i minh gayri mezkür, kelam da gayri mucep olursa müstesna amilin iktizasına göre iğraplanır.

?   Müstesna çoğu kere gayr, sivâ, sevâ ve haşâ’dan sonra, az kere de adâ ve halâdan sonra cerdir.

 

Mağmul-ü Mecrur İkidir:

Harf-i cerle mecrur ve izafetle mecrurdur.

 

Mağmul-ü Meczüm Birdir:

Cevazımdan birisi kendisine dahil olan fiil-i müzaridir.

 

Mağmul-ü Bit-tebeıyye

Beş tanedir. (Sıfat, atıf, te’kit, bedel ve atf-ü beyandır.) Bunlardan hiç birisi metbuu üzerine tekaddüm edemez. Bunların amilleri metbûlarının amilidir, iğrapları da metbularının iğrabı gibidir.

 

Sıfat

Mutlak olarak metbuunda bir mana üzerine delalet eden tabidir. Taaddüdü caizdir. Sıfat mevsufunun haliyle vasıflanırsa mevsufa on yerde mutabakat eder: Marifelik ve nekrelikte, müfretlik, tesniyelik ve cemilikte, rafi, nasp ve cerlikte, müzekkerlik ve müenneslikte. Eğer mevsufunun müteallikının iğrabı ile iğraplanacak olursa o zaman sadece iğrap ve marifelik nekrelikte mutabakat eder.

 

Marife

Muayyen bir şey için vazolunan isimlerdir. Marifenin nevileri altıdır.

1) Muzmarat   2) Alem   3) Esma-i işaret   4) İsm-i mevsul   5) Harf-i nida ve lam-ı tarifle marife olanlar   6) Bu beşten birine izafet-i maneviye ile muzaf olan kelimelerdir.

 

 

Atıf

On harften birisi tâbi ile metbû arasını ortalayan tabidir.

Bu harfler vav, fe, sümme, hatta, ev, immâ, em, lâ, bel ve lâkin’dir.

Zamir-i merfûu muttasıl üzerine bir şey atfolunacağı zaman evvela munfasıl ile te’kit olunur.

Zamir-i mecrur-u muttasıl üzerine bir şey atfolunacağı zaman matufta câr iade olunur.

 

Te’kit

Lafzi ve manevi olmak üzere iki kısımdır. Lafzi; Evvelki lafzın bizzat kendisinin veya

müradifinin tekrar etmesine denir. Te’kid-i manevi ise belli lafızlarda olur. Bunlar nefsühü, aynühü, kilâhüma, kiltâhüma, küllühü, ecmeu, ekteu, ebteu ve ebsau’dur.

Zamir-i merfu-u muttasıl nefs ve ayn kelimeleri ile te’kit olunacağı zaman evvela munfasıl ile

 te’kit olunur.

 

BedelMetbusuz metbuuna nispetle kastolunan tabidir. Dört kısımdır. Bedel-i kül min’el-kül: Bedel ile mübdel-ü minh aynı şey üzerine delalet ederlerse ona denir. Bedel-i bağz min’el-kül: Bedel mübdel-ü minhin cüz’ü olursa ona denir. Bedel-i iştimal: Bedel ile külliyet ve cüz’iyetin dışında bir alaka olursa ona denir. Bedel-i galat: Mübdel-ü minhi yanlış olarak telaffuz ettikten sonra bedeli zikretmeye denir.

 

Atf-ü Beyan

Metbuunda bir mana üzerine delalet etmeyip, metbuunu izah için getirilen tabidir.

 

İğrabMurebin ahiri kendisi sebebiyle değişen ve amil tarafından meydana gelen şeydir. Dört kısımdır.

 

Bihasebi’z-zat ve-lhakikat iğrab on’dur.

Hareke, harf, hazif. Hareke üçtür: zamme, fetha, kesre. Harf dörttür: Vav, ye, elif, nun.

 Hazif üçtür: Harekenin hazfi, ahirinin hazfi ve nun’un hazfi

 

Bihasebi Mahal İğrab Dokuzdur.

1) Müfret munsarıf ve cemi mükesser munsarıflar: Halet-i raf’ı zamme, nasbı fethave cerri kesre iledir.

2) Gayri munsarıflar: Halet-i raf’ı zamme, nasbı ve cerri fetha iledir.

3) Cemi müennes salimler: Halet-i raf’ı zamme, nasbı ve cerri kesre iledir.

4) Müfret mükebbere olduğu olduğu halde mütekellim ya’sının gayrisine muzaf olan esma-i sitte-i  muğtellenin halet-i raf’ı vav, nasbı elif ve halet-i cerri ya iledir.

5) Cemi müzekker salim, ülû, ışrûne ve ışrûnenin kardeşlerinin halet-i raf’ı vav, nasbı ve cerri ya iledir.

6) Tesniye, isnâni ve zamire muzâf olan kilâ kelimesinin halet-i raf’ı elif, nasbı ve cerri ya iledir.

7) Ahiri harf-i sahih olup ahirine zamir bitişmeyen fiil-i müzarinin halet-i raf’ı zamme, nasbı fetha ve halet-i cezmi de harekenin hazfi iledir.

8) Ahiri harf-i illet olup ahirine zamir bitişmeyen fiil-i müzarinin halet-i raf’ı zamme, nasbı fetha ve halet-i cezmi ahirinin hazfi iledir.

9) Ahirine cemi müennes nununun gayri zamir bitişen fiil-i müzarinin halet-i raf’ı nun, nasbı ve cezmi nunun hazfi iledir.

 

Bihasebin-Nevi İğrab Dörttür.

Rafî, nasp, cer ve cezmdir. Rafî alameti dörttür: Zamme, vav, elif, nun. Nasp alameti beştir: Fetha, kesre, elif, ya ve nunun hazfi. Cer alameti üçtür. Kesre, fetha ve ya. Cezm alameti üçtür: Harekenin hazfi, ahirinin hazfi ve nunun hazfi

 

Bihaseb’is-sıfat İğrab Üçtür:

Lafzî, takdirî ve mahallî’dir.

 

 

 

 

 

İğrab-ı Takdîrî

İğrab-ı hakikinin gayri bir maniden dolayı iğrab lafızda zahir olmayıp, muğrebin ahirinde gizlenendir.

 

İğrab-ı Takdîrî Yedi’dir:

1) Ahiri elif olan (velev ki bu elif iki sakinden dolayı hazfolunmuş olsun) müfret muğreb kelimelerdir. Bu kelime isim olursa üç ahvalde iğrab takdiridir. Fiil olursa halet-i raf’ı ve nasbı takdiri, cezmi lafzidir.

2) Tesniyenin dışındaki mütekellim ya’sına muzaf olan kelimelerdir. Bu kelime cemi müzekker salim ise yalnız halet-i raf’ı takdîrîdir. Cemi müzekker salimin dışında bir şey olursa üç ahvalde  iğrab takdiridir.

3) Ahirinde iğrab-ı mahki bulunan kelimelerdir.

4) Ahirinde ma kabli meksür ya bulunan kelimelerdir. Bu kelime isim ise şayet, halet-i raf’ı ve cerri takdiridir. Fiil olursa da yalnız halet-i raf’ı takdiridir.

5) Ahirinde ma kabli mezmum vav bulunan fiillerdir.

6) İğrabı harflerle olup, kendisinden sonra gelen sakine bitişen isimlerdir. Eğer bu kelime esma-i sitte’den ise üç ahvalde iğrab takdiridir. Eğer cemi müzekker salim olur, iğrab harfinin ma kabli de meftuh olursa, üç ahvalde iğrab lafzidir. Ancak iğrab harfinin ma kabli meftuh olmazsa üç ahvalde iğrab takdiridir. Eğer bu kelime tesniye ise yalnız halet-i raf’ı takdiridir.

7) İğrabı hareke ile olup üzerine sükun ile durulan kelimelerdir. Eğer bu kelime tenvin-i temekkün ile tenvinlenmiş veya ahirinde ta-ü te’nis bulunan bir kelime ise üç ahvalde iğrab takdiridir. Eğer tenvin-i temekkünün dışında bir şeyle tenvinlenmiş ise o zaman halet-i raf’ı ve cerri takdiri, halet-i nasbı lafzidir.

 

İğrab-ı Mahalli İki’dir:

1) Ahiri iğrab-ı mahkinin gayri bir iğrapla meşgul olan mûreb isimlerdir.

2)   Mebnî (Mebni iki kısımdır, mebni asıl ve mebni arız)

 

Mebni Asıllar Dörttür

Harf, mazi, ındel-basriyyîn emir biğayrillam ve cümledir.

 

Mebni arızlar da iki kısımdır, mebnî arız-ı lazımlar ve gayri lazımlar;

 

Mebnî Arız-ı Lâzımlar On’dur:?   Muzmarât

?   Esma-i İşârât

?   Mevsûlât (eyyün ve eyyetün’ün dışındakiler)

?   Esma-i Ef’al

?   Mastar, sıfat veya müennese alem olup feâli vezninde olan kelimeler

?   Esvât (Kendisi ile bir ses hikâye olunan veya hayvanlara seslenilen lafızdır.)

?   Bağz-ı Mürekkebât (Birinin diğerinde amil olmadığı iki kelimeden terekküp eden ve bir isim kılınan kelimelerdir.)

?   Bağz-ı Kinâyât

?   İn-i şartiye ve istifham manasını tezammün eden kelimeler

?   Bağz-ı Zurûf

 

Mebnî arız-ı Gayri Lazımlar?   Kendisinde muzâfün ileyh niyette olduğu halde izafetten kesilen zarflar

?   Münâdâ

?   Cins-i nefi için olan lâ’nın,tekrar etmeyen, lâ’ya bitişik, nekre ve müfret olan ismi

?   Kendisine te’kit nunu veya cemi müennes nunu bitişen fiil-i müzaridir.

 

Buraya kadar zikredilen mebnilerin mebniliği vaciptir.

.

Arşiv

<%ArchiveInfo%>






Tıkla Sende Sitene Ekle

Arkadaşlarım

Free Hit Counters
kişi ziyaret etmiş

Bağlantılarım

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu