12. yüzyıl başlarında Kastamonu Kalesi'nin
fethi sırasında şehid olan Aşıklı Sultan için
yapılan türbedeki çürümemiş beden görenleri
hayrete düşürüyor. Halk dilinde 'Ayağı Yanık Sultan'
olarak bilinen türbede çürümemiş bedeninin
ayak kısmı camekan içinde teşhir ediliyor.
http://img.intizam.de/1222545058.jpg (http://img.intizam.de/1222545058.jpg)
Aşık Sultan 1185-1200 yılları arasında
cereyan eden fetih mücadelesi esnasında
şehit düşmüş ve şehit olduğu yere defnedilmiştir.
http://img.intizam.de/1222545094.jpg (http://img.intizam.de/1222545094.jpg)
Rivayete göre; Cumhuriyetin ilk yıllarında
türbe büyük bir yangın geçirir. Yangın başladığı
esnasada türbede yatan zat, zamanın valisinin
rüyasına girerek "Kalk beni kurtar" diye haykırır.
Vali kan ter içersinde uyanır ancak tekrar uykuya dalar.
Zat ikinci sefer ikaz eder valiyi rüyasında. Vali bu sefer de
"hayırdır inşALLAH (c.c.)" deyip tekrar uykuya dalar.
Üçüncü seferinde türbede medfun zat daha bir
hiddetle bağırır valiye rüyasında "Yanıyorum, kalk
beni kurtar diyorum. Ne diye uyuyorsun!" diyerek çıkışır.
http://img.intizam.de/1222545133.jpg (http://img.intizam.de/1222545133.jpg)
Üç sefer üst üste gördüğü rüya valinin
aklınıbaşına getirir ve yaverine Kastamonu'da
o saatlerde bir yangın olup olmadığını sorar.
Yaveri Kale Kapısı mevkiinde bir türbenin
yanmakta olduğunu söyleyince derhal yangın
mahalline gelir ve söndürme çalışmalarına bizzat katılır.
http://img.intizam.de/1222545169.jpg (http://img.intizam.de/1222545169.jpg)
Yangın söndürülür ancak, tabut ayak ucundan
alev almıştır. Tabutun yanan kısmından içerisi de
görünür hale gelir ve Aşıklı Sultan' ın bedenin
çürümediği bu sayede anlaşılır."
http://img.intizam.de/1222545220.jpg
Honsalar Mahallesi, Kale kapısı Mevkiinde,
Kümbet Sokağında yer almaktadır.Ne zaman
ve kimin tarafından yapıldığı bilinmeyen bu türbe
Kastamonu’nun en önemli kentsel efsanelerinden
birini oluşturmaktadır. Mimari uslüb açısından
Selçuklu dönemi eseridir. Türbenin içinde beş ade
t sanduka vardır. İskeletler sandukaların içindedir
.2. Sandukada Mağripli Mehmet ağa, 3. sandukada
Âşıklı Sultan metfundur. Diğer sandukalardaki zatlar
bilinmemektedir. Türbeye de ismini veren Âşıklı Sultan’ın
çürümemiş bedeninin ayak tarafı camekân içersinde
gösterilmektedir.
Bu türbeye ait birbirine benzer birkaç söyleşi bulunmaktadır.
Âşıklı Sultan’ın kendisi Bizans’ın elinde bulunan Kastamonu’yu
ve kalesini ele geçirmek için gelen Türk birliklerinin komutanıdır.
Savaş sırasında şu anda Türbesinin bulunduğu yerin yakınlarında
şehit düştüğü için buraya gömülmüştür. Cumhuriyetin ilk yıllarında
türbe ve civarında çıkan bir yangın sırasında, kendisi dönem valisinin
uykusuna girerek “Ben yanıyorum, kalk yangını söndür” der.
Bunun üzerine vali hemen uyanarak bölgedeki yangının söndürülmesini sağlar.
Söylencenin kaynağı ve anlatımını ise türbeye bir gelenek şekilde
bakıcılık yapan bir aileden gelen yaşlı türbedar bir kadından gelmektedir.
“Çok seneler evvel bir yangın olmuş ki bu çevrede çok büyük, insanlar
yangını söndüremeyince evliyadan yardım istemişler. Bunun üzerine
evliya mezar şeklindeki kabrinden ayaklarını çıkarmış ve yangın sönmüş.
Halk şükran borcunu ödemek için kendisine bu türbeyi yapmışlar.
Ve o zamandan bu yana da ismi Âşıklı Sultan olarak anılmış”
Âşıklı Sultan’ın bir diğer söylencesi ise yine oldukça eskilerden
gelmekte ve yukarıda anlatılanlardan oldukça farklıdır.
Çok önceleri yatırın sadece belden yukarısı kapalı imiş.
Açık olan tarafta ise elleri de görünmekte imiş.
Ellerinden birinde yatırın yüzüğü bulunmaktaymış.
Yatırın bulunduğu türbede o zaman yeterli koruma
olmadığından, yabancı birisi tarafından bu yüzük
alınmak istenir. Bu kişi tam yüzüğü cesedin elinden
çıkarmak üzereyken Âşıklı Sultan ellerini kapatıp yumruk
şekline getirmiş. Bu olaya şahit olan yabancı kısa bir
süre sonra ruhsal dengesini kaybederek ölmüş.
Bu olaydan hemen sonra ise güvenlik nedeni ve
yatırın rahatsız edilmemesi için sanduka ayak seviyesine
kadar kapatılmış.1919 yılı anılarını anlatan Dr. Emin Sağlar,
türbeye iki arkadaşıyla birlikte gittiğinde 3 sanduka
gördüklerini belirtir. Ayakları dışarıda olan sandukayı
meraktan açtıklarında, 1.70 m boyunda bir insan
cesedi ile karşılaşırlar. Karnı iman tahtasına kadar açılmış
ve 2 cm.eninde şerit bezlerle doldurulmuş ve sarılmış
olduğunu görünce bunun tahnitli yani mumyalanmış
bir ceset olduğunu anlarlar.
Cesedin başının üzerinde yer alan bir deri üzerinde çini mürekkebi
ile “Mağripli Mehmet Ağa” yazmakta ve hemen altında ise ölüm
tarihi hicri olarak 7 yüz ile başlayan bir rakam yazmaktadır.
Dr. Sağlar diğer iki sandukanın boş olduğunu belirtir.Mağripli
Mehmet Ağa’nın kullanmış olduğu lakabından “Mağrip” dolayı
Kuzey Afrika kökenli bir Arap olabileceği de düşünülebilir.
Bir diğer söyleşide, Âşıklı Sultan Türbesini milyonlarca
kişi ziyaret etmiş ama ziyaretçilerden birisi farklıdır.
Çok sık gelir Âşıklı Sultan Türbesi’ ne... Saatlerce dua eder...
Ve bir gün... Sayısız ziyaretine, onca duaya rağmen
bir türlü isteği yerine gelmediği için âşıklı Sultan’ ı suçlar.
Vakit gece yarısını geçtiğinde, Âşıklı Sultan Türbesi önüne
gelir ve ---Sen evliya olsan, dualarım karşılık bulurdu.
Eğer ermişsen kurtar bakalım kendini...diyerek türbeyi ateşe verir.
Zamanın valisi yatağında uyumaktadır. Bir müddet sonra,
kan ter içinde yatağından fırlar vali. Rüyasında, Âşıklı Sultan
kendisine; “ Ben yanıyorum! Kalk, beni kurtar!” der. Ancak vali
bu manevi işareti anlamaz ve sıradan bir rüya olarak değerlendirir.
Tekrar uykuya dalar. Fakat Âşıklı Sultan yine karşısındadır ve
yangını söndürüp kendisini kurtarmasını istemektedir validen…
Vali ikinci ikazı da dikkate almaz. Hayırdır İnşallah, diyerek tekrar
uykuya dalar. Bu sefer Âşıklı Sultan daha sert bir ifadeyle seslenir
valiye, rüyasında; Kalk beni kurtar dedim sana! Yanıyorum!
Bu sefer aklı başına gelir valinin! Yaptırdığı tetkikte gerçektende
türbenin yanmakta olduğunu öğrenir. Derhal müdahale edilir ve
kısa sürede yangın söndürülür. Fakat Âşıklı Sultan’ın ayak kısmı
yanmıştır. Bu olaya izafeten halk tarafından, türbe “Yanık Evliya”
olarak anılmaya başlar. Yangının izleri hem Âşıklı Sultan’ın ayaklarında
hem de türbenin duvarlarında hala bellidir.
Söylencelerdeki ortak nokta ise önemli bir yangının olduğudur.
Ancak bir araştırmacının belirttiği gibi, cesedin açıkta olan ayakları
üzerinde görülen karartıların yangın nedeniyle değil, mumyalanmış
cesette zamanla karbon eksilmesinden kaynaklandığını belirtmek gerekir.
Türbe ve Kastamonu açısından belki de en önemli noktalardan
birisi mumyalanmış bir cesedin varlığıdır. Klasik Türk mimarisinde
yer alan anıtsal mezarların açılımında; mezarın yer aldığı bir alt kat
(oturtmalık), simgesel nitelikteki sandukanın bulunduğu ziyarete
açık üst kat (gövde), ve bir perdeden oluşmaktadır. Toprak altında
kalan oturtmalık bölümüne yaygın olarak mumyalık da denmektedir.
Bu adın yaygınlaşmasının nedeni, ölülerin mumyalanma geleneğinin
Orta Asya’dan bu yana Anadolu’da da uzun bir süre kullanılmış olmasıdır